Modern Metalin Yükselen Devi: Gojira’nın Müzikal Evrimi
Merhabalar Arkadaşlar. Bu haftaki yazımızda yeni nesil heavy metal piyasasının en güzide gruplarından Gojira'yı konuşacağız. Ufak yaşlardan itibaren müzik alanında yetiştirilmiş ve çeşitli projeler yapmış olan Mario ve Joe Duplantier kardeşler metal müzik piyasasına ilk olarak Godzilla adı ile 1996 yılında adım atıyorlar. Bu esnada yaşları 16 ve 20 olan Duplantier kardeşler Oldschool stil death metal ögeleri ,yoğun gitar tonları ve agresif temalardaki sözlerle yolculuğuna başlayarak 1996 yılında Victim , 1997 yılında Possesed ve iki sene ardından da Saturate ve Wisdom Comes demolarıyla death metal maceralarına devam ediyor.
Bu türdeki içerikler yazılmaya devam edilirken bir yandan da isim hakları nedeniyle Godzilla filmi ile telif hakları sorunları yaşadıkları için isimlerini yine aynı manaya gelen Japonca Gojira olarak değiştiriyor.
Sahne performanslarında ve kayıtlarında özellikle dikkat çeken noktalar ise Mario Duplantier'in çok ekstrem olmayan fakat karmaşık ve özgün doğaya sahip davulları ve Joe'nun gitarda kullandığı enteresan, yüksek tizli gitar efektleri. İlk yola çıktıklarını dönemden itibaren bu temel özelliklerden şaşmayan grup sonrasında tür değişikliğine giderek heavy metal piyasasına odaklı, hikayesel ve daha temiz tonlara sahip bir müziğe geçiş yapıyor.
Bu tarz ile popülerlik kazanmalarında en önemli unsurlardan biri ise Terra Icnognita albümleri. Şüphesiz birçok Gojira fanının gönlüne taht kurmuş, her yerde tişörtünü deliler gibi aratmış bu albüm gerçekten de bir kulak gezdirmeye değer. Aktiflik konusunda elini korkak alıştırmayan bu grup T.I. albümünden 2 sene ardından The Link albümünü, onun da ardında From Mars to Sirius albümünü dinleyicilerin beğenisine sunuyor. Bana sorarsanız Godzilla dönemi hariç yaptıkları en başarılı içerik From Mars to Sirius diyebilirim. Kasetçalarımda ilk açtığım günü asla unutamam. Astral seyahati tema edinmiş bu albümün sözlerinde yeri geldiğinde gökyüzünde balinalarla yüzüyor yeri geldiğinde evrenin korkutucu büyüklüğünü ve gücünü sorguluyorsunuz.
F.M.T.S. albümünden üç sene sonra yani 2008'de ise bizi daha egzotik ve mistik bir ambiyansa sürükleyen The Way of All Flesh karşılıyor. Sonrasında Magma,L'enfant sauvage, Fortitude gibi kaliteli albümlerle; Born in Winter ,Explosia , Of Blood and Salt single ürünleriyle yoluna devam ediyor.
Eğer daha yumuşak tonlarda heavy metal deneyimleri yaşamak istiyorsanız kesinlikle L'enfant sauvage deneyimlemeniz gereken bir albüm.
Son dönemlerde ise adını sıkça Fransa'daki Olimpiyatlarda sergiledikleri Mea culpa (Ah! Ça ira!) performansı ile duymaktayız. Grup üyeleri gerçekten dünyada hem ruhani hem de çevresel farkındalık yaratmak amacıyla enteresan içerikler üretmekte. Sonrasında da elbette bize oturup sıcak kahvelerimizi içerken dinlemek düşüyor.
Şimdiden okuduğunuz ve dinlediğiniz için teşekkürler. Müzikle ,sağlıkla ve neşeyle kalın.
Yorumlar
Yorum Gönder